trenfrde

 

ALEVİLİK GELENEĞİNDE BİR AŞIK: DERTLİ DİVA

 

 

 

Cem ERDEM1

 

 

Bir çakıl taşı getirin kâfidir, ilmi nesiller tamamlar.

Fuat KÖPRÜLÜ

 

ÖZET

 

Kaynaklarını ozanlık geleneği ve İslam kültüründen aldığı kabul edilen Âşık edebiyatı, Anadoluda ve diğer tüm Türk yurtlarında etkisini göstermeyi başarabilmiş bir halk edebiya- koludur. Tarih içerisinde dinamikleriyle gelişip zenginleşen âşık edebiyatı, özellikle XIX. Yüzyıldan sonra sosyal hayattaki değişimler sebebiyle toplum üzerindeki etkisini yitirse de günümüze kadar varlığını sürdürmeyi başarabilmiştir.

 

Bu makalede asıl aVeli AYKUT olan Urfalı Âşık Dertli Divaninin hayatı, sanave şiirlerin- den örneklere yer verilmiştir. Bektaşî tarikana bağlı olan Âşık Dertli Divani, âşık edebiya tarzındaki şiirlerinde tasavvufî unsurlara da yer vermiş ve şiirleriyle sesini geniş halk kitlele- rine  duyurmuştur.

 

Hece vezniyle ve çoğunlukla dörtlükler halinde yazdığı şiirlerini saz eşliğinde çalıp yle- miştir. Âşık Dertli Divani, sade Türesi, samimi üslubuyla ve kendine has edasıyla âşıklık geleneğinin XXI. yüzyılda önemli temsilcilerindendir.

 

Anahtar Kelimeler: Âşık, Âşıklık geleneği, Urfalı bir âşık, Âşık Dertli Divani.

 

A MINSTREL IN ALAWI TRADITION: DERTLİ DİVA ABSTRACT

The Minstrel Literature, accepted as having taken its sources from the minstrelsy custom and İslam culture, is a folk literature branch which has succeeded in entering to all parts of the Turkish land, from the big cities to the most deserted villages. This literature developing and growing rich in time has maintained its existence until today even if it has lost its strength because of the changes in the social life after 19th century.

 

In this article some examples of the life, art and poems of Minstrel Dertli Divafrom Urfa whose real name is Veli Aykut have been given. Dertli Divani who is attached to the religious order of Bektaşi made himself known by wide mass with his poems giving mysticism examp- les in his minstrel literature poems

 

1  Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve EdebiyaÖğretmenliği Yüksek Lisans Öğrencisi.

 

 

He sang his poems that he had written in syllabic rhythm and quatrains playing saz. Minstrel Dertli Divani is one of the most important representative of the Minsterlsy custom in 21st century with his simple Turkish, sincer mode and typical manner

 

Key Words:  Minstrel, The custom of strelsy, A minstrel of Urfa, Minstrel Dertli Divani

 

 

 

1. RİŞ

 

Âşık edebiyatı, kendisinin veya bkalarının şiirlerini saz eşliğinde çalıp yleyen ya da halk hikâyeleri anlatan ve âşık averilen saz şairlerinin müşterek meydana getirdikleri bir edebi- yattır [Oğuz, 2007: 138 ].

 

Âşık edebiyatını, sade bir dil kullanarak şiirlerini daha çok hece vezniyle yazan ve saz çala- rak yurdu dolaşan âşıkların eserleri oluşturur. Âşık edebiyatı, tüm Türk dünyasında ozanlık geleneğinin bir devaolarak gelişip olgunlaşmış toplumun hissiyatını yantan önemli bir halk edebiyakolu olmuştur. Geniş halk tabakalarının dil ve duygu inceliğine, heyecanlarına cevap veren bu edebiyatın şairlerine genel olarak; halk şairi, saz şairiveya âşık” denilmek- tedir [Karahan, 1991: 550].

 

Türk dünyasının kültür varlığının önde gelen unsurlarından biri âşıklık geleneğidir. Bu gele- nek Türk cumhuriyetleri ve topluluklarında ortak bir mirastır [Artun, 1996].

 

Bu ortak mirası en iyi bir biçimde anlamak ve yorumlayabilmek için bu gelenekle ilgili araş- rmalar yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktar. Bu doğrultuda âşıklık geleneği dâhilinde sözkültür unsurları kayda geçirilmelidir.

 

Urfa- Harranbağlı Kısas Köyünde yetişen âşıklık geleneğin temsilcileri, bulundukları bölge- de Türenin güçlü ve edebi bir özellik gösterecek biçimde kalmasında etkin rol almışlarr. Farklı dilleri konuşan bir çevre içerisinde yer almasana rağmen Türeyi incelikleriyle kullan- mayı başarabilme gücünü göstermiş olan Kısas, âşıklık geleneğinin temsilcileri bakımından da başarılı örneklerle doludur.

 

Bu başarıda Alevi-Bektaşi şairlerinin şiiri, inalarının bir parçası olarak görmelerinin de et- kisi büyüktür. Bu düşünüş biçimi inancın yanında, Türenin arı bir biçimde kullanılagelme- sini de beraberinde getirmiştir.

 

XXI yy. da âşıklık geleneğin önemli temsilcilerinden biri de Âşık Dertli Divanidir. Bir Alevî- Bektaşi şairi olan Âşık Dertli Divani, üzerinde ciddi çalışma yapılmamış âşıklarımızdan biri- sidir.

 

Bu çalışmada Alevi-Bektaşi geleneği içerisinde yetişmiş olan Âşık Dertli Divaninin hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri ile ilgili bilgiler ortaya konulmuştur.


 

 

 

 

2. ÂŞIK DERTLİ DİVANİN HAYATI, EDEBİ ŞAHSİYETİ VE ESERLERİ

 

2.1. ÂŞIK DERTLİ DİVANİN HAYATI ETRAFINDA

 

Âşık Dertli Divaninin asıl aVeli Aykut olup 15.01.1962 yılında dünyaya gelmiştir. Dertli Divani Urfaya 12 km uzaklıktaki Kısas köyünde doğmuştur. Onun doğduğu, çocukluk ve gençlik yıllarını geçirdiği bu köy, Harran ovasında, etrafı üzüm bağları ve fıstık ağaçları ile çevrili yemyeşil bir Alevi-Bekti, Türkmen köyüdür. Âşık Dertli Divani Kısastan şiirlerinde bahsetmiştir:

İl Urfa Kısas  Köyünden Yaşar gider deli gönül Yüce karlı  dağ  belinden Aşar gider deli gönül

 

Âşık Dertli Divani, Harrana olan sevgisini bir dörtlüğünde şöyle dile getirir: O hüzünlü dertli başına kurban

Kuru soğan yavan aşına kurban

Senin toprağına taşına kurban Hey canım güzelim Harran Ovası

 

Şu anda belde olan Kısas yaklık 4500-5000 civarında nüfusa sahip, okuma yazma ora oldukça yüksek bir köyr. Kısasın nüfusunun büyük çoğunluğu en az lise öğrenimini ta- mamlamış durumdar. Beldede kız ve erkek çocukların tamaokula gönderilmektedir.

 

Babasının aHamdullah Aykut’tur. Kendisi gibi babası da âşıktır. Âşık Büryani mahlasını kullar. Âşık Dertli Divaninin babası 1965-1974 yılları arsında köyün muhtarlığını yapmış- r. Daha sonra Hacı Bektaş dergâhından icazetli mürşit vekili olarak gelen dedelerin akabin- de 1978 yılında Malatya civarında Hacım Sultan evlatlarından Ali Onbının( Ali Ülger) ömünden sonra o yörenin görgü cemlerini yapmak üzere babası mürşit vekili olarak gö- revlendirilmiştir. 1990 yına kadar bu görevi sürdürmüşr.7 Kasım 1990da vefat etmiştir.

 

Babası cumhuriyetin ilk dönemleri olmasına rağmen ilkokulu bitirmiştir. Ayrıca Araayı da Türe kadar güzel bir şekilde okuyup yazabilmektedir. Aşığın annesinin okuryazarlığı yoktur. Fakat çeşitli sohbetler vasıtasıyla kendisini yetiştirmiştir. İkisi kız beşi erkek olmak üzere yedi kardeşi varr. İlk ve ortaokul eğitimini Kısasta, lise eğitimini ise Şanlıurfa Tica- ret Lisesinde tamamlar. 3 Mart 1982de Ankara Mamak Muharebe Okulu ÇavTalimgâh Taburu 2.Operasyon Bölüğüne askere alınan âşık, daha sonra İstanbul Hashaldaki 6.Piyade Muharebe Bölüğüne gönderilir. Askerlik dönüşünde babasıyla birlikte köylerde cemlere ka- tır. Babasının ömünden sonra ise dedelik görevini Âşık Dertli Divani sürdürmüşr.

 

Ailedeki bütün bireyler saz çalıp ylemektedirler. Fakat içlerinde, kaset çalışmaları olan, şiir yazan sadece Âşık Dertli Divanidir. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İşletme Bö- mü mezunudur. Dertli Divani yaşamını Ankarada sürdürmektedir


  

Âşık Dertli Divani hemen hemen tüm Avrupa ülkelerinde konserler vermiştir. Bunun dı- şında Alevi-Bektaşi geleneğini sürren seeşmenin merkezinde yetişen biri olarak cemler yürütmek için de programlara da katılmaktar.

 

2.2. DERTLİ DİVANNİN ÂŞIKLIĞI ETRAFINDA

 

SAZ –SÖZ-RÜYA-MAHLAS-BADE-ŞİİR

 

İlk saz çalmaya 12 yaşlarında babasının curasında bladığını belirtmektedir. Onun saz çal- maya blamasında içinde yetiştiği Alevi-Bektaşi geleneğinin büyük etkileri görülmektedir. Bu etkiyi Dertli Divani şu sözleri daha da açık biçimde ortaya koymaktar: Cemlerde otu- rurduk 12 hizmet bittiğinde dört gözle büyüklerimizin, bir de sizi dinleyelim, demesini bek- lerdik[Erdem, 2006: 12-14] .

 

rüldüğü gibi Âşık Dertli Divaninin içinde bulunduğu ortam âşıkların yakında takip edi- lebildiği bir ortamdır. Dertli Divaninin âşık olma isteğinin böyle bir kültür ortamında temel- lendiğini yleyebiliriz. Âşık Dertli Divani saz çalmaya blamasını ve âşık olma yolundaki ilk adımlarını şöyle değerlendirir: Saz çalmayı, bir ders görerek eğitim görerek değil de, cem kültüründe pişerek yoğrularak, büyüklerimizin ellerine parmaklarına bakarak öğrendik. Saz çalmaya blarken Âşık Doksandaon babam Âşık Büryani gibi cemde aynı zamanda zakir olan büyüklerimizin nasıl okuduklarını göre göre biz de onlara kendimizi uyarlamaya çalı- şarak saz çalmaya bladık. Daha sonra birkaç satır mısra dörtlük karalamaya çalıştık. Daha sonra kendi şiirlerimizi yazmaya bladık. [Erdem, 2006: 15] .

 

İlk deyişlerini 14-15 yaşlarında yazmışr. Dertli Divani âşık olmaya olan isteğini şöyle anla- r: Gündüz hayalimde gece düşümde, diye bir söz varr. Temmuz ayında yazın sıcağında susamış bir insanın suya olan isteği neyse benim de âşık olmaya, iyi saz çalmaya olan isteğim; suya olan hasret gibiydi. Çocukken Âşık Veysel’i, Nesimi Çimen’i, Davut Sulari’yi, Mahsuni Şerif ’i, Âşık Daimi, Âşık Ali Metini gibi âşıkları Sofya radyosunda dinlediğim zaman, keşke bu âşıkların yakadar, dörtte biri kadar saz çalmayı bilseydim de tek bir gözüm kör olsaydı, derdim. Gece uyuduğum zaman rüyamda saz çaldığımı görürdüm, sevinirdim. Sabahleyin kalkar bakardım ki çalayorum, üzülürdüm ağlardım [Erdem, 2006]. rüldüğü gibi Dertli Divaninin âşık olmaya olan isteği, ulılmak istenen bir hedef, bir tutku haline gelmiştir.

 

İsim yanında, ona eklenen sıfat ananesi, cemiyette hususiyetle belli bir fonksiyonu olan şah- siyetlerde lakabveya mahlasadı altında İslamiyeti kabulden sonra da renk değiştirerek bu güne kadar devam etmiştir [Elçin 1997: 43].

 

Dertli Divani mahlasını alırken çeşitli rüyalar görmüşr. Bunu şöyle aktarmaktar: “Rü- yamda banKanberi, Kudreti  gibi tahatırlayamadığım  mahlaslar verildiBüyüklerime gördüğüm bu rüyaları ylediğimde, bu iş rüya ile olmaz kendi kendini geliştireceksin, ye- tiştireceksin, dediler.

 

İlk ve orta devir halk edebiyatı devrinden gelen; alplarda, erenlerde(evliya) ferdiyetin dam- ga-yla karşımıza çıkan mahlas alma geleneği, şairlerin hayatında

 

1.  Şeyh-Pir Tesiriyle

2.  Üstadlar, İmamlar tarafından

3.  Kendi kendine olmak üzere üç şekilde görülmektedir[Elçin 1997: 44].

 

Dertli Divaninin mahlas alması belli bir gelenek dâhilinde olmuştur. Âşık, mahlas alma gele- neğini şöyle anlatmaktadır:

 

Bir âşığa mahlas; ya yöredeki büyük bir âşıktan veya gönül bağımızın olduğu Pir Hacı BektVeli evlatlarından âşıklarla, ozanlarla ilgilenen en büyük efendi dede tarafından verilir. Bana mahlasımı iki büyük efendidede verilmiştir. 1978 yılının şubat ayında Emrullah Efendi Dertli mahlasını verdi. 7 mayıs 1978 yılında ise Bektaş Efendi Divani mahlasını vermiştir. Bundan sonraki tüm eserlerinde Dertli Divani mahlasını kullanmışr.

 

Âşık Dertli Divani bir şiirinde mahlas almasındaki bu durumu şöyle anlatmışr. Hakk’ın âşıklara cevr ü cefası

Âşık olan neyler dünya sefası

Dinle canım cananımın sevdası DERTLİyi eyledi DİVANE gönül.

 

Âşık Dertli Divani bade içmemiştir. Bade içme konusundaki düşüncelerini şu şekilde açık- lamaktar:

 

Bade içmenin kişinin kendi iç dünyası ile ilgili olduğunu düşünmektedir. Hz. Muhammet, peygamberlik bende hatmolundu demiştir. Cebrail de nasıl Tanrı ile peygamber arasında el- çilik görevini yayor ise kâmil insanların geek âşıkların, sadıkların rüyaları da bir vahiy, hakkın bir habercisi niteliğindedir. Badenin bir maddi âlemi, bir de manevi âlemi varr. Maddi âlemi; kâinat, evren, gezegenler sacası eşya oluşturur. Manevi âlemi ise görünmeyen bilinmeyen taraf oluşturur. Evreni sadece duyularımızın bize izin verebildiği ölçüde algılaya- biliyoruz. Daha fazla duyumuz olsa dünyayı daha iyi algılaya biliriz. İşte kâmil insan dünyayı sadece beş duyu orgayla algılayan değil, çevresindeki ilahi yaratılışı her yönüyle algılamaya çalışandır. Gören insan ile görmeyen insan arasındaki fark ne ise kâmil insan ile cahil insan arasındaki fark da budur. Madde âlem ile manevi âlem arasındaki fark da buna benzemekte- dir. Şekip Şahadoğru der ki:

Şekip babam der ki evliya çoktur Eğer göremezsen elbette yoktur

 

O yüzden bade içmeye ben inanmıyorum demek yanlış olur. Çünkü gören kişiye aşikâr; gö- remeyen kişiye ise gizlidir, sırr, karanlıktır. Görmüyorum yoktur’ demek insanın kendisin- deki eksikliği dile getirmesidir. Bununla birlikte badeyi mucizevî bir şekilde ortaya atmak da doğru olmaz. [Erdem, 2006: 13] .

 

Dertli Divani rüyada bade içmediği fakat geek mürşitlerin elinden dolu içtiğini belirtmek- tedir.

 

 

2.3. DERTLİ DİVANNİN ETKİSİNDE KALDIĞI ÂŞIKLAR

 

XIII. asırda Yunus Emre ve XIV-XV. asırlarda Kaygusuz Abdal, XVI. asırda Pir Sultan Abdal, Türk şiirinin en büyük şahsiyetleridir. Hem şair hem mutasavvıf olan bu şairlerin mükemmel şiirleri zamanımıza kadar orijinalitelerini kaybetmeden gelmişlerdir [Güzel, 2002: 17]. Âşık Dertli Divaninin etkisinde kaldığı âşıklar içinde Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Yunus Emrenin büyük etkisi varr. Âşık Dertli Divani, Yunus Emre ve Pir Sultan Abdaldan etki- lenmesini şu sebeplere bağlar. “Beni etkileyen iki insan Yunus Emre ve Pir Sultan Abdalr. Pir Sultan Abdalın tek başına da kalsa, yiğitçe mertçe doğru bildiklerinden taviz vermeden zorluklara göğüs germesi, ezilen halkın yanında olması, adeta iliklerime kadar işlemiştir. İkincisi Yunus Emredir. Yunusun canlı ve cansız varlıklara karşı duymolduğu sevgi, ırk din dil gözetmeksizin yaklaşımı beni derinden etkilemiştir. [Erdem,2006: 17]. Dertli Divani, Yunusa olan sevgisini çeşitli şiirlerinde işlemiştir:

Kavgaya nefrete karşı Yunus sevgi baş diyor Hem güzel Mevlaya kaş Olmaz böyle vaş diyor

 

Daha önce de belirttiğimiz gibi Âşık Dertli Divani; yüzyılımızın ozanlarından Âşık Veysel’i, Âşık Nesimi Çimen’i, Âşık Davut Sulari’yi, Âşık Mahzuni Şerif ’i, Âşık Daimi, Âşık Ali Metini’yi kendisine örnek almış ve onların yolunda ilerlemeye çalışşr.

 

3. ÂŞIK DERTLİ DİVANİNİN ŞİİRLERİNDE KAFİYE, REDİF VE KAVUŞTAK

 

3.1. YARIM KAFİYE

 

Mısra sonlarındaki tek ses benzeşmesine yarım kafiye denilmektedir. Âşığımızın şiirlerinde bu tür kafiyenin örneklerine sıkça rastlanmaktar:

Bizimle çağlayıp ak Dönüp gönül evim yık Her taraktan bezi çık Ona da yazıklar olsun

 

3.2. TAM KAFİYE

 

Mısra sonlarındaki iki ses benzerliğine denilmektedir. Âşık Dertli Divaninin şiirlerinde tam kafiye örneklerine rastlanmaktar:

Tamu Uçmak iki cihan İncil, Tevrat, Zebur, Kuran Bunlar hep sendedir inan Daha ne istersin Mevladan

 

3.3. ZENGİN KAFİYE

 

En az üç ve daha fazla ses benzerliğine dayanan kafiye çeşidi olup aşığımızın şiirlerinin büyük bir bömünde rastlanmaktar:

 

Sözün söyle haktan yana İstersen dokunsun bana Her türlü nimeti sana Bahşetmiş ulu yaradan

 

3.4. TUNÇ KAFİYE

 

Bir mısranın sonundaki kelime, diğer mısraların sonundaki kelimelerin içerisinde geçerse buna tunç kafiye denir.

 

Tan etme kâmili olursun gümrah Sapma gayrı yola budur ulu rah

 

3.5. REDİF

 

Mısra sonlarında kafiyede sonra gelen yazılışları ve anlamları ayolan ses, kelime ve kelime gruplarına redif averilir.

 

Gerçek er meydanda özünü hlar Yüz bin gaip eri gönlümdeşlar şman sever amma dost bizi tlar Bilmezler ki Hakk’ın deste gülüyüz

 

3.6. KAVUŞTAK (NAKARAT)

Birinci dörtlüğün ikinci mısraının ilk ve daha sonraki dörtlüklerde tekrarıdır. Güzel Hakkın bin bir ismi bu anla

Birisi Muhammet biri Alidir Künkenzullahda var olan imla Birisi Muhammet biri Alidir

 

4. ÂŞIK DERTLİ DİVANİN ŞİİRLERİNİN YAPISI

 

4.1. KELİME YAPISI

 

Âşık Dertli Divaninin çocukluğu köy; gençliği ve orta yaşı ise şehir muhitinde gen bir şa- irimizdir. Yetiştiği coğrafyanın âşığın dili üzerinde büyük bir etki sahibi olduğunu unutma- mak gerekir. Kısas farklı etnik gruplar arasında kalmış bir yerleşim yeridir. Kısasın Kürt ve Arap yerleşimlerinin arasında Türeyi kullanması, üzerinde dikkatle durulması gereken bir noktar. Kısasın Urfa merkezine yakın olması, konuşma dilinde kimi benzerliklerin ortaya çıkmasına yol açmışr.


  

 

Âşık, kendine özgü bir dil dünyası olan yleyicidir. Bu ylemede dil, anlatımı etkili kılan niteliktir. Bunlardan bir kaçını şöylece sıralayabiliriz:

1.  Yerel kelimeler

2.  Yerel deyimler

3.  Yeni yaratımlara yöneliş

4.  İkilemeler

5.  Pekiştirmeler

6.  İmgesel kelime öbekleri

7.  Atazleri ve deyimler [Artun, 2005:151-153].

 

Urfadaki konuşma dilinde kullanılan kimi çekim eklerinin (belirtme eki, şimdiki zaman eki, yönelme eki, tamlama eki) ylenişindeki farklılık Kısastaki Türkçede de göze çarpmakta- r. “Banayerine biye”; geliyoryerine geliy”; evinizeyerine eviyze” denmesi bunun örneklerinden birkaçı olarak sıralanabilir [Sağ, 2004: 5]. Buna karşın Kısasın kendisine has deyimlerinin olması bir Kısas ağzından söz edilmesini gerekli kılmaktar.

 

İlk bilgilerini aldığı Âşık Büryaninin Araa, Farsçayı hâkim düzeyde biliyor olması, Âşık Dertli Divaninin şiirlerinin dil yapısını da belirlemiştir. Şiirlerinde 8li 11li hece ölçüsünü sıkça kullanmışr. Şiirlerine baktığımızda ayetlerin ve hadislerin de kullanıldığını görürüz.

 

Sırâtmüstakim2 bu menzil kard Varmayıp geri cayanda oldu Hakikat yoluna olmken sırd Nefsaniyetine uyan da oldu

 

Âşık Dertli Divaninin eserleri dil açısından incelendiğinde farklı görünümlerle kaılır. Konuşma dili denilecek kadar yalın bir dilin kullanıldığı şiirlerin yanı sıra, tasavvufi terim- lerin ve Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin yoğun olarak bulunduğu şiirlere de rastlar. Aşağıya aldığımız iki farklı dörtlük Âşık Dertli Divaninin şiir dili noktasındaki farklı yakla- şımlarını örneklemesi bakımından dikkate değerdir:

 

Bir kerece gelmiş oldum cihana Bu aşkın elinden ben yana yana Bir Dertli Divani diyerek bana Kendine bağlagüzel yâr beni...

 

 

Azmi sebat ilmi kâna Lal-i gevher vel  rnâ Girinceğiz bu meydana Ahti ikrar yekta gerek

 

2  Sırâtmüstakîm, Peygamber yolu olarak tarif edilmiştir (Yasin, 36/4; el-Har 22/54; eş-Şurâ 42/52; ez-Zuhruf 43/43). Ayrıca (el-Enâm, 6/126, 135; Hud, 11/56); sıratmüstakîm, Allah yolu bazan hidayet (el-Enâm, 6/87; Yunus 10/25; es-Saffât 37/118; en-Nisâ, 4/68, 175; el-Feth 48/2, 20), bazan ibadet (Meryem, 19/36; Yasin 36/61; ez-Zuhruf, 43/64; en-Nahl 16/76) ve bazan da adâlet anlamında kullanılmışr.


 

 

 

 

Âşık Dertli Divaninin şiirlerinin, Pir Sultan Abdalın şiirlerine yleyiş yönünden benzerlik- ler gösterdiğini görmekteyiz:

 

Şükreyle İlâha göndermiş hâna Özün çek içeri kaçma yabana şmanın kurşunu kâr etmez bana

Deldi ciğerimi dostun zleri(Âşık Dertli Divani)

 

 

Şu kanlı zalimin ettiği işe  Garip bülbül gibi zar eyler beni

Yağmur olmuş yar başıma tlar

İlle dostun bir fiskesi yaralar beni (Pir Sultan Abdal)

 

Bu unsurlar dikkate alındığında âşığın şiir dilini algılamak daha da kolaylaşacaktır. Âşığın di- linde Arapça ve Farsça kelimelere rastlamaktayız. Ayrıca âşığın zengin bir tasavvufi kültür içinde yetişmesi çeşitli hadisleri ve ayetleri şiirlerinde işlemesini de beraberinde getirmiştir.

 

Halk ve Divan Edebiyatla, kendilerine özgü özellikleri olan iki ayrı edebiyat geleneğimizdir. Bununla birlikte, zaman içinde etkilme sonucunda bazı ortak özellikler ortaya çıkmışr. Bu ortak özelliklerden birisi de halk şairlerinin divan geleneği dahilinde şiir yazma eğilimleridir [Kurnaz,  1990:45-49].

 

Âşık Dertli Divaninin Arapça ve Farsça kelimeleri kullanacak derecede kelime bilgisi oldu- ğunu görebilmekteyiz.

 

Güftumu guşune mengüş eyleyegör ey ihvan Ağyara meyil edenin arzusu yar olamaz Cemalından cemal vermiş sana Hazreti Süphan Na Haktaysa gözün çün gördüğün didar olamaz

 

Âşık tarzının ilk oluşmaya bladığı XVI. yüzyıl sonlarından beri gerek dış unsurlar, yani vezin ve şekil bakımından gerekse iç unsurlar bakımından klasik şiir tesirini daima kuvvet- le göstermiştir [Köprülü, 2004: 44]. Âşık Dertli Divaninin şiirlerinde de bu tesiri görmek mümkündür.

 

Lâlgevher dürr-ü mercan satarız 09l sebepten anlayan yok bizleri Öyle bir  dilbere  bağlanmışım ki Mah-i tacemali ahgözleri.

 

4.2. MAHALLİ  SÖYLEYİŞLER

 

Âşığın dil dünyası, içinde bulunduğu kültür ortamında şekillenir. Aynı zamanda âşık içinde bulunduğu kültür ortamının bir yansıtısıdır. Âşık Dertli Divaninin şiirlerinde mahalli y-


 

 

 

 

leyişlere rastlanmaktar. Âşığın dil dünyasını göstermesi bakımından yöreye özgü bilmece- ler, maniler, dualar ve beddualar önem arz etmektedir.

 

Bilmeceler

 

Kat katıdır, kat katı budur Allahın hikmeti, yacılar yapamaz, dökmeciler dökemez. (Soğan) Köpük kusan tgördüm, gider gelmez kgörm. (Ocak Tı, Süt, Sabun, Duman) Küçük mezer düniy gezer. (Postal, Ayakkabı) (Havuç)  [İvgin, 2004].

 

Deyimler

 

Ağbatı cümlesine(Dası herkesin başına), Alatam alında(Çok korktum), Alatamı aldı (Fırsatımı kesti), “Bahtıbaşına(Ne mutlu ona), Cindirlenmek(Sinirlenmek), “Deh düş- memek(Farkında olmamManiler

 

Kableye bakıy Yüreğime mıhlar çakıy Çok mu eviyze geldim Anay başıma kakıy

 

Hayran oldum ben siye Yazığıy gelsin biye Kaıki dağlar gibi

Güvenmiştim ben siye[Sağ, 2004: 5]. Dualar ve Beddualar

Allah biriziyi bıng ede.

Allah işiyi gücüyü rast getire. Allah mırazıyı vere.

Ölmiyesen, elaleme örnek olasan. Sağ gide, ögelesen. [İvgin, 2004].

 

Âşık Dertli Divaninin şiirlerinde yer alan mahalli yleyişler aşağıdaki şiirlerinde örneklen- miştir.

 

Kimi  kör kötürüm kimi beyhuda İçimdeki sırrı diyemem ya da Esaletsiz şu üç günlük dünyada Eski dostlar  şimdi  bana el gibi.

 

 

Kâmilin sohbeti dünyayı değer nyaya aldanan gafilin iş meğer Hakikata ermek istersen eğer

Yık nefs kalesini âmar eyleme.


 

 

 

 

Azmi sebat ilm-i kâna Lal-i gevher vel  rnâ Girinceğiz bu meydana Ahti ikrar yekta gerek.

 

Her can bu pınara damlayama Ben gamkeşim diyen gamlayama Nice ihvaneler anlayama renin olgunu körün keliyiz. Senin bu dünya dediğin

İmtihan dünyası kard Mecnunu derbeder eden Leyla’nın sevdası kardaş.

 

Teslim-i Rızadan doğup çün gelmişem bu baba Yummaşam desem yalan gözüm gaflet-i haba Bir taraftan bir tarafa esince badsaba

Terse harman savuranın kazancı kar olamaz.

 

5. ÂŞIK DERTLİ DİVAHAKKINDA YAPILAN YAYINLAR

 

Âşık Dertli Divaninin şiirleri gazete, dergi ve kitaplarda yayınlanmışr, hakkında çalışmalar da yapılmışr. Âşık hakkındaki çalışmalar aşağıdaki kitap ve dergilerde yer bulmuştur:

 

5.1. AKADEMİK  ÇALIŞMALAR

 

Atılgan Halil, Kısaslı Âşıklar .Özdal Basım Yayın, Urfa 1992

Atılgan Halil, Acet Mehmet, Haranda bir Türkmen Köyü: Kısas. KB Yayınla, Ank., 2001 Duygulu Melih,  Alevi-Bektaşi Müziğinde Deyişler, İst.,1997

Kervan dergisi, Ocak 1993

Kervan dergisi, Sayı 29, ustos 1993 Kervan dergisi

Radikal İki, 26 kasım 2002 Cümlemiz Bir Nesneden Evrensel ,16 eylül 2000

Sağ (Aydınlar) Pınar, Kısas Folkloru İçinde Dertli Divaninin Sanatçı Kişiliği ve Eserleri, İs- tanbul , 2004 (Yayımlanmamış Lisans Tezi, Daşman: Y. Doç. Dr. Göktan AY)

 

ERDEM, Cem.(2006) Âşık Dertli Divaninin Hayatı, Sanave Edebi Kişiliği, Ankara, (Ya- yımlanmamış Lisans Tezi, Daşman: Doç. Dr. Ali Yakıcı)


 

 

 

 

5.2. KASETLER

 

Âşık Dertli Divani bugüne kadar dört kaset çıkarmışr. Bunlar: Divane Gönül, 1989

Diktiğimiz Fidanlar, 1992

Duazİmam, 1995

Serçme , 2000

 

6. ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 


Duazİmam

 

Eğer bizden sual sormak istersen Muhammed-Aliye bağlı özümüz. Hidayet nurunu görmek istersen Hasan Müctebaya bağlı özümüz

 

Neler etti Şimir Mervan-ı lain Ehli beyte zulüm eyledi hain Kerbelada şehit oldu Hüseyin İmam-ı Zeynele bağla özümüz

 

Ol Yezit değil mi müşrik-i münkir Biz daim eyleriz Mevlaya zikir

Çok cefalar çekti Muhammet Bakır Cafer-i Sadıka bağlı özümüz

 

Münafıktır Ehli Beyte zulmeden Set hezaren lanet okuruz dilden İnanıp sevmişiz can-ı gönülden Musa-yı Kazıma bağlı özümüz


 

 

Dayanmaz dü âlem bu tür cefaya Şikâyet eyledik bar-i Hûdaya İmamlık intikal etti Rızaya

Şah Taki Nakiye bağlı özümüz

 

Hasanül Askeri Hakka yar oldu İmamlık Muhammed Mehdide kaldı Sonra Hacı BektPir Veli geldi

Pir Balım Sultana bağlı özümüz

 

Kalender Çelebi, Şah Kızıl Deli Sıtk ile severiz demişiz beliğ Cihanın Ahiri hem de evveli EvlaHünkâra bağlı özümüz

 

Der Dertli Divasözün tama Kalmadı, gönlümün zerrece ga Bu devri zamanın kutbü ima Seyyit Feyzullaha bağlı özümüz


 

OLAMAZ

 

Güftumu güşüne mengüş eyleyegör ey ihvan Ağ yare meyil edenin arzusu yar olamaz Cemalinden cemal vermiş sana Hazreti Süphan

Na Haktaysa gözün çün gördüğün didar olamaz

 

Fazlullahtan dersin alan özünü tenha kıldı ÂşıkSadık olanlar tevhid-i Hakka daldı Bir dilbere meyleyledim aklımı baştan aldı

Sert esen bin bir bad ile Mansur-u dar olamaz


 

 

 

 

Teslim-i Rızadan doğup çün gelmişem bu baba Yummamışam desem yalan gözüm gaflet-i haba Bir taraftan bir tarafa esince badsaba

Terse harman savuranın kazancı kar olamaz

 

Nar-ü bad-ü ab-ı Hakten Âdemde tekmil vücut Gel beri Dertli Divani Âdeme eyle sücut Cihanda her ne var ise bil ki Âdemde mevcut Âdemde mevcut olmayan cihanda var olamaz

 


İLA

 

Gece gündüz durmakzın Yoluna revamız senin.

Her yerde hazır nazırsın Sensin mabudu cümlenin

 

Ezel ebed sensin Gaffar Ben bir mücrim-i günahkar

Medet mürvet senden ey yar Bağışla suçumu benim


 

 

 

Muhammed-Ali Nurundur BektaşVeli Sırrındır

Bu senin gizli varındır rdük didarı cemalin

 

Dertli Divaniye himmet Nola dilber kıl hidayet Bakidir nuru vilayet Şahidi Kuran-ül mubin


 

BİRİSİ MUHAMMET BİRİSİ ADİR


 

Güzel Hakkın bin bir ismi bu anla Birisi Muhammet biri Alidir, Künkenzullahda var olan imla Birisi Muhammet biri Alidir


 

Çün lahma ke lahmi buyurdu Ahmet Neslim bakidir ta ruzu kıyamet  Sahibi mürüvvet şefiî ümmet

Birisi Muhammet biri Alidir


 

Dertlî Divanînin hem penahgahı Hemi secdegahı. hem blegahı. cihan mülkünün hem padişahı Birisi Muhammet biri Alidir

 

7. SONUÇ

 

Urfada doğup büyüyen asıl aVeli Aykut olan Dertli Divani, Bektaşi tarikatı içerisinde kü- çük yaşlarda âşıklık geleneğine ilgi duymgünümüz âşıklarından biridir.

Âşık Dertli Divani, sazı ve sözüyle âşıklık geleneğinin adap ve erkâna sahip bir âşıktır. Âşıklığa blamasında; babasının âşıklık geleneğinin bir temsilcisi olması yanında Alevî-

Bektaşî deyişlerini dinlemesinin ve cemlere katılmasının da etkisi olmuştur. Bunun yanın-


 

 

 

 

da Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Kaygusuz Abdal gibi geleneğin temsilcilerinin şiirleri- ni okuması, Âşık Veysel, Nesimi Çimen’i, Davut Sulari’yi, Âşık Mahzunî Şerif gibi çağdaşı âşıklardan etkilenmesi ve Kısas gibi âşıklık geleneğinin yaşadığı bir çevrede bulunmolması bu gelenek içerisinde yer almasında önemli rol oynaşr.

 

Âşığın mahlasını alması bir gelenek dâhilinde olmuştur. Âşığa, ‘Dertli Divanimahlâsı bağlı olduğu Pir Hacı BektaşVeli dergahı evlatlarından âşıklarla, ozanlarla ilgilenen en büyük efendi dedeler tarafından verilir. Âşığa; Emrullah Efendi tarafından “Dertli, Bektaş Efendi tarafından “Divaniverilmiştir. Bundan sonraki tüm eserlerinde “Dertli Divanimahlasını kullanmışr.

 

Saz çalabilen âşık, şiirlerini genellikle önce yazıp sonra saz eşliğinde okumakta, bunun yanın- da irticalen de şiir yleyebilmektedir.

 

Âşık Dertli Divani, şiirlerinin halka ulaşrılmasında sözlü ortamın yanı sıra yazıve elekt- ronik kültür ortamlarından da yararlanmış; halka açık birçok konser vermiş, birkaç kaset çı- kartmışr.

 

Âşık, şiirlerini genellikle koşma tarzında yazmış ve daha çok 8li ve 11li hece ölçüsünü kul- lanmışr. Divan edebiyatından etkilenerek yazdığı şiirlerinde ise 16şekilleri kullanmıştır

 

Doğal ve akıcı bir üslûba sahip olan âşık, duygu ve düşüncelerini, hayallerini anlatırken şiir- lerinde âşıklık geleneğinin kelime kadrosunun yanında yerel yleyişleri tasavvufi unsurları ( ayetler, hadisler vb. ) da kullanmış, kendine has üslûbuyla geleneksel anlatım şekillerinden ve anlatım kalıplarından yararlanmışr.

 

 

KAYNAKLAR

 

ARTUN, Erman, (1996) Günümüzde Adana Âşıklık Geleneği (1966-1996) ve Âşık Feyma- ni, Adana, Adana Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınla.

ARTUN, Erman (2001) Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı, Ankara, Akçağ Yayınları ARTUN, Erman, (2005) Âşıklık geleneği ve Âşık Edebiyatı, İstanbul

CUMHUR, Müjgan, (1968) Başakların Sesi, Ankara, s.351 Poyraz Reklam Yay ÇOBANOĞLU, Özkul. (2000). Âşık Tarzı Kültür Geleneği ve Destan Türü, Ankara, Akçağ

Yayınla.

DİZDAROĞLU, Hikmet. (1994). Halk Şiirinde Türler, Halk Ozanlarının Sesi, S:4, Ankara, Hakad Yay.

ERDEM, Cem.(2006) Âşık Dertli Divaninin Hayatı, Sanave Edebi Kişiliği, Ankara, (Ya- yımlanmamış Lisans Tezi, Daşman: Doç. Dr. Ali Yakıcı)

ELÇİN, Şükrü. (1997) Halk EdebiyaAraşrmaları I, Ankara, Akçağ Yay.


 

 

 

 

GÜNAY, Umay. (1989) Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Ankara, Akçağ Yay. GÜNAY, Umay; (1996). Âşık Tarzı Edebiyat Hakkında Düşünceler, Mehmet Kaplan İçin,

Ankara, Türk Kültürünü Araşrma Enstitüsü Yayınları

GÜZEL, Abdurrahman. (2002) Hacı BektaşVeli ve Makalat, Ankara, Akçağ,

İVN, Hayrettin; (2004). Kısas Köyünde Bazı Halk Kültürü Değerleri, http://turkoloji. cu.edu.tr/HALK%20EDEBIYATI/19.php 20.04.2010

KARAHAN, Abdülkadir, (1991). Âşık Edebiyatı, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklope- disi, C.3, İstanbul.

KOCATÜRK, Vasfi Mahir. (1968) Tekke Şiiri Antolojisi,. Ankara, s.361 Edebiyat Yay. KÖPRÜLÜ, M. Fuat;1989, Edebiyat Araşrmaları I, Ankara. Akçağ yay.

KURNAZ, Cemal; (2003)Türküden Gazele, Ankara, Bizim Büro Yayınla.

KURNAZ, Cemal; (1990) Halk ve Divan Şiirinin Müşterekleri Üzerine Denemeler, Ankara, s.45-49

KÖPRÜLÜ, Fuad. ( 2004) Saz Şairleri I-IV, Ankara, Akçağ Yayınları

OĞUZ, M. Öcal. (2007). Âşık Şiiri (XVI-XX. Yüzyıl) Ozan-Baksıdan Âşıka Dönüşüm.

Türk EdebiyaTarihi, C 2.. İstanbul, KTB Yay

SAĞ (Aydınlar) Pınar, (2004) Kısas Folkloru İçinde Dertli Divaninin Sanatçı Kişiliği ve Eserleri, (Yayımlanmamış Lisans Tezi, İstanbul, Daşman: Y. Doç. Dr. Göktan AY)

SAKAOĞLU, Saim. (1989). Türk Saz Şiiri. Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı III (Halk Şiiri).

C. LVII. Sayı: 445-450/ Ocak- Haziran. TDK Yay. Ankara.

YARDIMCI, Mehmet; (2008) Edebiyat Tarihi Çeevesinde Âşık EdebiyaAraşrmala, Ank., s.289-304 ak) (Sağ, 2004: 6)

 

 

 

 

 

Seyredelim Horasan'ın ilini rdüm iki turna güzel turnalar Tavaf ettim imamların yerini rdüm iki turna güzel turnalar

 

Muhammed bizimdir Ali bizimdir Erkânı bizimir yolu bizimdir Değmesin yâd avcı teli bizimdir rdüm iki turna güzel turnalar

 

Muhammed Ali'den parıldar damlar Elinde oğar ol şems ilekamer Yaylağı Yıldız'dır gözleri Kemer rdüm iki turna güzel turnalar

 

Şu geen avcıdan hazerim deyü Ezel ki ikrarı bozarım deyü Çığrışır Tebriz'de öterim deyü rdüm iki turna güzel turnalar

 

Pir Sultan Abdal'ım kendi halinde Kalmadılar evliyanın yolunda Kalşda gitti Ali gölünde rdüm iki turna güzel turnalar

PİR SULTAN ABDAL

 

 

 

Blog Yazarı : SÜLEYMAN ÖZEROL

Direk Link : Tıklayınız...

 

Dertli Divani ve Mektebi İrfan

Dertli Divani ve Mektebi İrfan
 

Mektebi İrfan (F: C. Canpolat)


Veli Aykut’u kırk yıla yakın bir zaman önce Urfa Kısas köyünden tanırım. 1977 yılından itibaren ortaokulda derslerine girmiştim. Evleri Baba Eviydi, Veliyettin Ulusoy evlerindeki bir cemden sonra ona “Dertli Divani” mahlasını vermişti. 1975-1981 yılları arasında öğretmen olarak görev yaptığım Harran’da bir Türkmen köyü Kısas’ta ta o zaman elli dolayında âşık vardı. Babası Hamdullah Amca da bunlardan biriydi. Çok iyi cura çalardı ve Büryani mahlasını kullanırdı. Kardeşi Ahmet de çalıp söylerdi.

Süreçte Malatya’ya geldiği zamanlarda ve 2001 yılından buyana da Ankara’da görüşüyoruz. Zaman zaman etkinliklerine katılıyorum. Hatta Kısas’ta ve Kırşehir’de etkinliklere birlikte gitmiştik. Malatya’da çıkardığımız yazı işleri müdürü olduğum Arguvan Yolu dergisinin bir sayısında Malatya’daki bir konserinden dolayı kendisini kapak yapmış, özel dosya hazırlamıştık.

24 Şubat 2013 günü Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı Ali Doğan Salonunda gerçekleştirilen Mektebi İrfan programında bulundum ve bu etkinlik ile ilgili izlenimlerimi ve notlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Mektebi İrfan

24 Şubat 2013 günü Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı Ali doğan Salonunda Dertli Divani ve onyedi gencin katılımı ile Mektebi İrfan adlı dinleti gerçekleştirildi. 

Hacı Bektaş Dergâhı Postinişi Veliyettin Ulusoy, PSA 2 Temmuz Kültür Vakfı Başkanı Emel Sungur, Gazeteci Süleyman Özerol, Kültür Bakanlığı Şube Müdür Piri Er, Kültür Bakanlığı Saz Sanatçısı Ünsal Doğan, Âşık Ali Baştuğ, TRT Programcısı, Şair Ahmet Mortaş, TRT Sanatçısı Gülşen Kutlu, Fotoğraf Sanatçısı Gürsel Gökçe ve Nazenin Süzer, Sanatçı Cevahir Canpolat program protokolünde bulunan tanıdıklarımdı (Anımsamadıklarım bağışlasınlar).

Dertli Divani ile birlikte altısı kadın kendisi dışında on yedi gençten oluşan gurupta dört kişinin dışında diğerleri bağlama çalıyordu. Aslıda bu dört kişi de bağlama çalmasına karşın programda yalnızca söylediler, semah döndüler. Bu gençlerin her birinin cem yürütecek düzeyde olduğunu belirten Dertli Divani, “Muhabbet karşılıklı alışveriştir” sözleriyle, “üç can bir cem” ilkesiyle bugün muhabbet yapacaklarını, muhabbetin de cemde çalınıp söylenen deyiş duvazimamlardan oluşacağını belirtti. Yani cemin muhabbet yanını burada sergileyeceklerdi. Bunu Mektebi İrfan olarak adlandırıyordu.

Canlar razılık alarak niyazlaştılar ve deyişlerle başladılar.

1-Bugün Erenlere Kurban (Nesimi)

2-Hizmet Edelim Gerçeğe (Sadık Baba)

3-Vahdet Badesi( Derviş Ruhullah)

Üç deyişten sonra deyişlerle ilgili açıklamalarda bulunan Dertli Divani, bağlamanın deyişlerle özdeş olduğunu, bununla ozanlarımızın deyiş duvazimamlarımızı çalıp söyleyerek yüzyıllardan beri bizleri aydınlattıklarını dile getirdi. “Âşıklar söyler arifler anlar” örneğini verdi.

4-Hab-ı Gafletten Uyanıp (Dertli Divani, Mektebi İrfan)

5- Efsaneyim (Dertli Divani)

6- Lütfet Sultanım (Büryani Baba)

7-Efsaneyim (Dertli Divani)

8-Mestaneyiz (Noksani Baba)

“Muhabbetin karşılıklı etkisi önemli…”

9-Serçeşme (Divani Baba)

10-Yolumuz Vardır (Büryani Baba)

11-Diktiğimiz Fidanlar(Dertli Divani)

12- Evvel Bahar Yaz Ayları Doğanda( Cemalettin Çelebi)

“Muhabbet bizi kemale ulaştıran bir araçtır. Arınmamızı sağlayan yoldur. Özdenetim sistemimizi oluşturmaktadır. İnsanı olgunlaştıran muhabbet erkânıdır. Önce muhabbet edip gönülleri birleyelim, sonra cem olalım.”

13-İnsanı Kâmilden Ayırma Bizi (Sıtkı Baba)

14-Bugün Yasta Gördüm (Ağırlama) (Âşık Veli)

15-Nurhak Semahı (Yeldirme) (Şahi)

16-Hakk Bizi Mahrum Eyleme (Tevhid) (Pir Sultan Abdal)

Semah deyişleri ve tevhit…

Veliyettin Ulusoy konuşmasında gönülleri birlemekten söz ederek, Türkiye’nin önemli günleri yaşadığını, “Neler yapmalıyız?” sorusunu kendisi yanıtlayarak yola sahip çıkmak ve örgütlenmek gerektiğini söyledi.

“Kul hakkını ödemek zorundayız” diyen Ulusoy yapılan cemlerden söz etti ve dardan indirme ceminden söz etti. “eline, beline diline sahip ol” sözünün kökeninde bile kul hakkı olduğunu belirtti.

Avusturya’dan gelen Mehmet Başaran, katılımın az oluşundan şikâyetçi olarak Avrupa’daki birlikteliğin, tutkunluğun Türkiye’de olmadığını dile getirdi.

“Muhabbetten memnun kaldım” diyen Ahmet Mortaş,  on yıl kadar önce Dertli Divani ile yaptığı bir programın CD kaydını armağan ederek sürpriz yaptı.

Bir izleyici: Teşekkürler, haz duydum diyerek okunması için kitap önerisi yapılmasını istedi. Veliyettin Ulusoy “Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi” kitabını en önemli kaynak olarak önerdi ve ozanlarımızın deyişlerini önemli olduğunu vurguladı.

Bir İzleyici: “Cenazelerimizi nasıl kaldıracağız merak ediyorum?” dedi. Dertli divani bu konu ile ilgili çalışmaları yapıldığını söyledi.

Ali Baştuğ ve emel sungur programdan dolayı duydukları memnuniyeti dile getirerek teşekkür ettiler.

Süleyman Özerol: Kısas’ta kırk yıla yakın bir süre önce gittiğini, orada Veli Aykut’un evinin baba evi olduğunu, ortaokulda öğrencisi olduğunu, hala geldiği 1981 yılına kadar her Cuma akşamı cem yapıldığını; Dertli Divani de burada 18 kişiyi cem yürütecek düzeyde yetiştirmesinin çok önemli olduğunu dile getirerek teşekkür etti.

Piri Er: Zakirlikiğin dedelikten önemli olduğunu, cemi zakirin yürüttüğünü, bu konuda korkusu olduğunu ama Dertli Divani’nin bu gençleri yetiştirdiğini görünce sevindiğini, UNESCO tarafından Dertli Divani’nin “Yaşayan İnsan Hazinesi” olarak kabul edildiğini, bu konuda daha önce önerileri olduğunu dile getirdi.

Bir dinleyici: Teşekkür ediyorum, memnun olduk.

Bir dinleyici: “Yirmi yaşındayım, bazı konuları öğrenmek istiyorum” diyerek ocaklarla ilgili soru sordu.

Sorulara kısa yanıtlar verilerek açıklamalarda bulunuldu ve program sona erdi. 

 

Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfını tanıtım etkinliği "Dertli Divani ile Muhabbet" Çorlu Belediyesinin Memduh Şevket Esendal salonunda 2 Mayıs 2015, Cumartesi gecesi yapıldı.

“Yazık ki ne yazık dostlar geçip giden zamana

Karanlıktan aydınlığa bir yol alınmaz oldu

Madem her şey insan için, her şey insandan yana

Hani hak, hukuk, adalet, nerede bulunmaz oldu

 

Ezen ezilen sınıflar karışmış birbirine

Riyakar olanlar geçmiş aklıselim yerine

Önün sonun görmeyenler gider körü koruna

Ehli irfan olmayınca karar kılınmaz oldu

 

Asalet kişide yoksa soydan boydan ne gelir

Arifler, gerçek erenler bunu hep böyle bilir

Der, Dertli Divani canlı cansız tüm kainat bir

Varlık aleminde varız neden bilinmez oldu”

 

Dertli Divani’nin dizeleri ile başladık yıla. Son albümü Hakisar’da yer alıyor bu türkü. Hani cuk oturduğundan gündeme “yeri geldi de söyledik” türünden bir giriş bizim ki.

Üstelik karar almışız; yeni yılda kavga ile ruhlarını, hırsızlıkla bedenlerini besleyenlerin tahriklerine kapılmadan, ne varsa insane dair öyküler derleyeceğiz yeniden.

Asıl adı Veli Aykut olan Dertli Divani(Dede) deyince de, her biri mıh gibi, insan yüreğine işleyen sözleri geliyor ki aklıma, yazmasam olmaz şimdi.

Diyor ki Dertli Divani:

“Cahiller kendini aklar,

Kamiller kendini yoklar…”

 

İnsana bir ayna gibi kendini gösteren bu sözler “ben ne yaptım” sorusunu, ne kadar az sorduğumuzu kendimize hatırlatıyor.

Okumayan, bilmeyen, kulaktan dolma öğrenen, nereye gideceğini bilmeden “ağız dolusu söven” bir toplum olduysak eğer, hepimiz kendi payımızı sorgulamalıyız bu gidişte.

Susarsan, görmezsen, duymazsan sana kimse dokunmaz diye büyütülen ama maymundan beter olduğunu, anca kendine dokunduğunda yılan farkedenler ülkesinde bazen yılgınlığa düşüyor insan.

 

Ne kadar gerisine düştüğümüzü çağın Avrupa Birliği ya da ABD söyleyince farkedenlere niye yazıp, niye çiziyoruz diye düşündüğümde, haklı bir taraf da bulmuyor değilim kendime.

 

İnsanın yolunu yolda karşılaştıkları değil, yol arkadaşı saydıkları belirliyor. Hayatı boyunca sürgünlerde yaşamış dimdik duran bir baba, öğretmen gibi öğretmenler (mesela öğrencisi olmatan onur duyduğum edebiyat öğretmenim Şair Ahmet Telli ,Binali Seferoğlu gibi felsefe öğretmenleri), yükseköğrenim Siyasal Bilgiler Fakültesi idolleri Prof.Dr. Mümtaz Soysal, Prof. Dr. Alaaddin Şenel, Prof.Dr. Sina Akşin, Prof.Dr. İlber Ortaylı, gazetecilikte izlediğin ilk MEB Bakanı Avni Akyol, adaylık teklifinden onur duyduğum Bülent Ecevit gibi başbakanlar…

Başka türlü davransam ihanet etmiş olurdum kendime. Bu kumaştan hırsızlığa, yolsuzluğa karşı, insan haklarına saygılı bir elbise çıkar.

Hani diyordu ya Ahmet Kaya; “dağlarında zülüm var, düşemem yar peşine…”

Tayfun TALİPOĞLU (Yurt Gazetesi)

Direk Bağlantı

Sosyal Medya